İntihar bulaşıcıdır! Peki ya Özgecan Aslan’ın yaşadığı vahşet?

Genç adam cebinde kalan son para ile kiraladığı arabasını zaten yavaş akan İstanbul trafiğinde zorlukla ilerleterek sonunda istediği noktaya gelmişti. Arkadaki arabanın selektörlerine aldırış etmeden önce iyice yavaşladı, hemen ardından polis noktalarına en uzak yer olan köprünün ortasında motoru durdurdu. Az sonra yapacaklarından vazgeçmekten korkarak, hızla arabadan indi. Heyecanla Boğaziçi Köprüsü’nün korkuluklarına tırmanırken, alnında soğuk ter damlalarının birikmeye başladığını fark etti. Korkulukların üstünde, bir eliyle yanındaki direği tutarken, ardında bıraktıklarını son kez görmek istercesine başını hafifçe geri çevirdi. Son bir nefes alıp, ifadesiz bir yüzle geri dönüşü olmayan adımı attı. O, bu ay içerisinde köprüden atlayan 3. Kişiydi ve maalesef sonuncu olmayacaktı.

intihar bulaşıcı mı

Hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum ancak İstanbul’da köprülerden bir intihar vakası haberi gazetelere düştü mü, o ay içerisinde mutlaka ikinci, hatta daha fazla intihar haberi medya tarafından önümüze konuyor. Önceleri haberlerde sıkça karşımıza çıkan bu durumun bizlerin algıda seçiciliğinden ya da medyanın rating alan bir konuyu ön plana çıkartmak isteyerek, benzer haberlere öncelik vermesinden kaynaklandığını düşünürdüm.

Konuyu biraz araştırınca karşıma çok enteresan bir tablo çıktı. Güney Pasifik’te kendi halinde bir adalar topluluğundan oluşan Mikronezya’da yıllar boyunca intihar diye bir şeye neredeyse hiç rastlanmazken, 1970 ve 1980’lerde, bir anda dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar yüksek oranda intihar vakasıyla karşılaşılmış. İşin daha acı yanı, bu intiharların büyük çoğunluğunun henüz bluğ çağında olan gençler tarafından gerçekleştirilmesiymiş. Gençlerin büyük çoğunluğu daha önce intihar etmeye çalışmadıkları gibi, bu konuda bir tehditte de bulunmamışlar.

İş o kadar abartılı bir hal almış ki, pazarda kendisine istediği oyuncağı almayan annesine kızan 11-12 yaşındaki çocuklar bile, sessiz bir yere gidip, boyunlarına bir ilmik geçirip canlarına kıyar olmuşlar. Peki, intiharın adının bile duyulmadığı bu yerde, nasıl olmuş da bir anda intihar etmek epidemik bir hal almış?

mikronezya intihar vakalarıBu intihar vakalarının kökeni araştırıldığında, 1966 yılında adada nispeten popüler olan zengin bir aileye mensup bir gencin, iki kızın aşkı arasında kararsız kalıp, ardında romantik bir intihar notu bırakarak intihar etmesiyle işlerin başladığı görülmüş. Bu haber adada hızla yayılmış ve sonrasında farklı sebeplerden, aynı yaş grubundaki gençlerde benzer intihar vakaları birer birer haber olmaya devam etmiş.

Malcolm Gladwell, “The Tipping Point” adlı kitabında bu durumu Amerika’daki gençlerin sigara tiryakiliği konusu ile birlikte değerlendiriyor. Gençken “özenme” ile başlayan sigara tiryakiliği gibi, intihar özentiliğinin de var olan bir gerçek olduğundan bahsediyor. Öyle ki, Amerika’da bir bölgede yeni bir intihar haberi medyaya düştükten sonra, aynı bölgede o yaş grubundaki intihar vakalarının arttığı gözleniyor. İntihar haberleri ne kadar sıklıkta yayınlanırsa, yenilerinin de o kadar sık gerçekleştiği de görülüyor.

Aynı dönemde trafik kazalarının -özellikle sadece sürücünün içinde bulunduğu ve öldüğü- trafik kazalarının da arttığı gözleniyor. Ölen şoförlerin demografik özelliklerinin, intihar haberi medyada paylaşılmış kişi ile benzer olduğu da önemli bir detay olarak dikkat çekiyor. Türkiye’de arabalar Amerika’ya kıyasla daha pahalı ve erişim daha düşük olduğu için benzer bir ilişki gözlenemeyebilir; ancak bu aralar sosyoloji ya da psikoloji üzerine akademisyenlikle uğraşanlar için iyi bir tez konusu da olabilir.araba ile intihar

Sigara içen figürler ile intihar eden romantik rol modellerin gençlerin gözünde ilgi çekici olmaları, tiryakiliği veya intiharları bulaşıcı hale getiriyor olabilir. Hatta biraz daha ileri gidip, özenmenin gençliğin fıtratında olduğunu da söyleyebiliriz.

Aslında, hastalıklar gibi, davranışların da bulaşıcı olabildiğini gösteren bu örneklerin, bence daha tehlikeli bir boyutu daha var. Telkine ve imrenmeye daha açık olan bazı hastalıklı beyinler, bir haberde ya da bir filmde rastladıkları vahşi bir olayı, benzer şekilde tekrar canlandırma eğilimi gösteriyor olabilirler.

Maalesef Özgecan Aslan’ın vahşice katledilmesinden sonra, benzeri üzücü ve normal insanların midesinin kaldırmayacağı haberlerin ön plana çıkması da benzer bir özenme mekanizması üzerinden gerçekleşiyor olabilir. İşte bu sebeple, böyle korkunç olayların medyada rating için sakız haline getiriliyor olmasının, hesaplarımızın ötesinde kötü işlere yol açabileceğine inanıyor; sosyal medya üzerinden de bu tip haberleri paylaşırken bir kez daha düşünmemizi öneriyorum.

Kastettiğim bu tip vahşi olaylara kulak tıkamak değil, eşşeklerin aklına karpuz kabuğu düşürmemekten ibarettir.

ozgecan aslan

5 thoughts on “İntihar bulaşıcıdır! Peki ya Özgecan Aslan’ın yaşadığı vahşet?

  1. Sayın Açkuzu, ortalığın eşşek dolu olması medeni insanların suçu değil. zaten bu tip insanların çocukluğundan beri “erkek adam” kriterleri ile dolu olmasından geçerli bir durum bu vahşet görüntüleri. Kadını aşağılamak ve ikinci sınıf görmek müsliümanlığın en bilinen açıklarından biri (döneminde hangi şartlarla çıktığı 2015 te bizim kıstasımız olamaz). kısaca “iki tane video/cani/suç paylaşıldı diye TR de tecavüz ve taciz artmaz. Daha ne kadar artacak? 🙂 konuya uygun “cezalandırma /caydırma” ile ilgili bir yazı daha uygun olabilirdi diye düşünüyorum. Medeni çözümlere ihtiyacımız çok var bu ara.

    • Geribildiriminiz için teşekkür ederim.

      Bence de bu tip olayların engellenmesi için eğitim ile birlikte caydırıcı ve gerçekten uygulanan cezaların olması gerekir. Yazımda “bu medeni insanların suçudur” gibi bir anlam çıkarmanıza sebep olan kısım neresiyse lütfen işaret edin ki düzelteyim.

      Diğer yandan, insanların dini inançları ile yapılan vahşet arasında ima ettiğiniz gibi bir ilişki olduğuna inanmıyorum.

      Yazımın ana konusuna dönecek olursak, “iki tane intihar haberi paylaşıldı” diye nasıl intihar oranları artıyorsa; pekalâ canice hislerle işlenen suçlar ile ilgili haberlerin, benzeri canilikleri tetikleyebileceği fikrimin arkasındayım. Zira birisi, insanın kendisine yapabileceği en kötü davranış, diğeri de yine bir insanın başka bir insana uygulayabileceği en kötü davranıştır.

      Ve evet, davranışlar bulaşıcıdır. Yorumunuz için tekrar teşekkür ederim 🙂

      • Sayın Kuzu, yazıyı hiç bir şekilde değiştirmeyin -sizler gibi bizler de fikirlerimizi söylüyoruz, biri diğerini değiştirmeli diye bir kaygım yok açıkçası. medeni insanlar suçlu değil – dolayısı ile “anlayış gösterme” seviyesi de düşük oluyor. insanların dini inançlarının onları bir kısıt altına getirdiği ve aşırılıklara yönelttiği de bilinen bir gerçek. izlanda – suç oranı ve dini inançları başka bir başlık olabilir yazılarınızdan birine (keyifle okuruz). Biraz demogojik olacak ama eğer kötü haberler ve tavırlar bulaşıcı ise iyi haberler ve tavırlar da öyle olmalı. Ancak maalesef gerçeklik bu değil… sizin önerdiğiniz “kötü haberleri” paylaşmayalım tavrı dogu da işlenen pek çok töre – aile içi şiddet gibi konuların hiç konuşulmaması gibi değil mi?

        • Kıymetli geribildiriminiz için tekrar teşekkür ederim.

          Din, -bence de- insanların dünya üzerindeki davranışlarını olumlu yönde kısıtlayan kurallar içeriyor, doğrudur. Ancak insanları aşırılıklara iten dinin emirleri değil, bu emirleri yanlış yorumlayıp, kasten veya cahillikle manipule eden din simsarlarıdır, ki bu yine direkt olarak dinin kurallarına aykırıdır.

          İzlanda’daki suç oranları ve dini inançları, dediğiniz gibi ilgilenilmesi enteresan bir konu olabilir. Zannımca bu dini inançtan ziyade, medeniyet seviyesi ile ilişkili bir durumdur. Maalesef günümüzde dinin medeniyeti baltaladığı gibi bence yanlış bir algı vardır. Bu da yine bence, kimilerinin dini bu hayattaki çıkarlarına alet ederek toplumları yanlış yönlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Maalesef okumayı sevmeyen toplumlarda, en inançlı kişilerin bile kutsal kitaplarını okuyup, anlamak yerine, ikinci, üçüncü şahısların onlara aktardıkları ile dinlerini yaşadıklarını görüyoruz. Bu da en iyi ihtimalle yanlış anlaşılmalara ve bilgi kirliliğine yol açabiliyor.

          Doğuda işlenen töre cinayetleri veya aile içi şiddet gibi konuların hiç konuşulmaması taraftarı değilim. Bu gibi olaylar suçtur, adli makamlara iletilmesi ve ilgililerce takip edilmesi gereken vakalardır. Toplumun ve bireylerin eğitimi de bu gibi olayların engellenmesi için atılması gereken en önemli adımdır. Benim karşı olduğum, benzer olayların defalarca, rating uğruna bir sakız gibi aktarılıp durmasıdır.

          Öte yandan, iyi duygu ve davranışlar da gerçekten bulaşıcıdır. İyi duygular uyandıran, pozitif haberlerin daha çok paylaşılmasının da toplum ve birey üzerinde olumlu etkiler yaratacağına inanıyorum.

          Örneğin, aşağıdaki linkte yer alan videoda Berlin Metrosunda yapılan bir gülme deneyinin görüntüleri yer alıyor. Önce bir iki kişi ile başlayan gülme egzersizi, 2-3 dakika gibi bir sürede tüm vagona yayılıyor. Ne dersiniz, Berlin’e gidip yerinde test edelim mi bu deneyi? 🙂

  2. Berlin davetinize icazet edeceğim o kesin.
    Size sorum şu sayın Kuzu; dünya üzerinde din ve medeniyetin eş düzlemde gittiği gelişmiş ülke örneğiniz var mı? (dikkat ütopya içerir) . Ya da kısaca dinlerin istismar edilmediği bir dönem?bir araştırma konusu da bu olabilir pekala.

Comments are closed.